hasan öztoprak
Hasan Öztoprak
94 Takipçi | 156 Takip
28 07 2014

Sinema...

      25 ÜNLÜ YÖNETMENDEN FİLM ÇEKMENİN SIRLARI     1-Akira Kurosawa “Çekim sırasında yönetmenin gözünden hiçbir şeyin kaçmaması lazım. Ama bu sadece sete konsantre olman demek de değildir. Kamera kayıttayken, oyunculara nadiren bakarım. Onun yerine başka bir yere odaklanırım. Bir şeyi izlemek, gözünü sadece bir noktaya dikmek demek değildir, sadece doğal bir şekilde farkında olmaktır. Ortaçağda Noh oyunyazarı ve Zeami’nin ‘gözünü dikmeden izlemek’ derken ne demek istediğini anlayabildiğimi düşünüyorum”     2-Terrence Malick “Genelde uzun metraj çekip, sonradan editliyorum. Bazı şeyleri yapabilir, bazı şeyleri de yapamazsınız. Benim tavrım her zaman, bırakın kaydetsin”   3-Francis Ford Coppola “Bir film yapıyorsanız, her zaman filminizin temasını bir veya iki kelimede nasıl tanımlayabileceğinizi keşfedin. Her filmi yaptığımda, temanın ne olduğunu düşündüm bir kelimede. The Godfather/Baba filminde bu verasetti. The Conversation/Konuşma’da gizlilik. Apocalypse Now/Kıyamet’te ölüm. Bunun gerekliliğinin sebebi ise, yönetmenin çoğu zaman her şeye karar vermek zorunda olması. Bütün gün: Kısa saçlı mı uzun saçlı mı olmasını istersin? Elbise mi pantolon mu istersin? Bıyıklı olmalı mı olmamalı mı? Cevaplarını bilmediğinizde, temanın ne olduğunu bilmek her zaman yardımcı olur. Konuşma’da bir sürü palto getirdiklerini hatırlıyorum ve bana: ‘Onun bir dedektif gibi mi görünmesini istersin? Humphrey Bogart’a mı benzesin?’ gibi sorular sordular. Bilmiyordum ve temanın ‘gizlilik’ olduğunu söyledim ve plastik paltoyu seçtim. Yani temanın ne olduğunu bilmek, bir yol seçmekt... Devamı

22 07 2014

Aşk Üzerine Savruk Düşünceler

Kültürel bir olgu olarak aşk     Her şeyden önce aşk üzerine fikir yürütmenin bir hayli zor olduğunu belirtmek lazım. Aşkın bir tarifini yapabilir miyiz gerçekten? Usta bir şair ne kadar şair varsa o kadar da şiir tanımı vardır demişti. Tıpkı aşk gibi diye de eklemişti. Yıldırım Türker de, “Her aşk, göze aldıklarının toplamıdır,” demiş.[1]Bu yüzden ‘aşk yaşamı’ nedir acaba? Salt iki kişinin - hele ki sadece karşı cinsten iki kişinin - birbirini sevmesine, hadi cinselliği de katalım, indirgenebilir mi? Bizim dilimiz sevgiyle aşkı ayırmış; bir de sevda diye farklı bir sözcük daha uydurmuş; bu sevdanın başına da bazen kara sözcüğü geliyor. Aşk bu mu acaba: Kara sevda?... Aşkın yanına pek çok farklı ama hepsi de aşkı çağrıştıran kavramları ekleyelim: tutku, şehvet, haz, ayrılık, kavuşma/kavuşamama, baştan çıkarma, flört, seks ve bağımlılık ve hatta şefkat… bu kelimelerin her biriyle bir başka aşk tanımı yapmak mümkün. Demem o ki: biz burada ne kadar yazarsak yazalım aslında aşkı yazamamış olacağız. Çocukluktan başladığımızda başlı başına bir sorunla, Freud’a rağmen çözülememiş bir sorunla başlamış oluruz. Freudyen bakış açısıyla bakarsak bebekliğe ve libido kavramına dönmeliyiz. Freud, “Eğer küçük bir çocuk konuşabilseydi kuşkusuz annesinin memesini emme eyleminin büyük bir farkla yaşamındaki en önemli şey olduğunu söylerdi,” diyor.[2] Freud’a göre, çocuk tek harekette iki açlığını (libido ve beslenme) da gideriyor. Buradan - yani Freud’un yolundan - Odipal sevgiye girersek, bunun tam da içinden çıkılmaz bir karmaşaya yol açacağını unutmamak lazım. Zira Ödipal kompleks, yani erkek çocuğunun babayla rekabeti aşkla ilgili ilk yenilgisinin de adıdır. E... Devamı

09 06 2014

Devamı Hayat / Söyleşi

Devamı Hayat'la ilgili 'un 2004 yılında Cumhuriyet Dergi için Erdem Öztop yaptığı söyleşi... – Sevgili Hasan Öztoprak, ilk romanınız 'İmkânsız Aşk' sonrasında uzun süre gündemdeydiniz. Ardından geçen süreyi, Devamı Hayat'a kadarki süreci anlatmanızı istiyorum ilk olarak... İmkânsız Aşk yayımlanmadan önce Devamı Hayat'ı yazmaya başlamıştım. İmkânsız Aşk'ın yayımlanması ve sonrasındaki malum olaylar yazmamı kesintiye uğrattı. Romanımın ve adımın, iyi / kötü, o sıklıkta ortada dolaşması beni oldukça rahatsız etmişti. Ama özellikle okurdan aldığım olumlu tepki Devamı Hayat'a geri dönmemi sağladı. Adımın ve İmkânsız Aşk'ın üzerinde spekülasyon yapanlara yanıt vermem, beni yazılarıyla destekleyen insanlara borcumu yerine getirmem için bu önemliydi. İki yıl gibi bir süre içinde Devamı Hayat'ı bitirdim. Bu arada hep olduğu gibi hayat devam etti. İki yol var Ya ayakta kalmak için direnirsiniz ya da vazgeçersiniz; ikisi de onurludur... ROMANA GEÇİŞ – Sizi İmkânsız Aşk öncesinde şair olarak tanıyorduk. Şu sıralar nasıl aranız şiirle? Romana geçişte bir kopuş yaşadınız mı şiirle aranızda? Ben şiirle düz yazının, hadi söyleyeyim edebiyatın aynı damardan akmadığını düşünenlerdenim. Aradaki en temel fark şu Şiir için sözcük yalnızca bir araçtır, şairin haleti ruhiyesini dışa vurmak için bir araç, tıpkı konuşurken yaptığımız gibi, bir tür iletişimsel araç... Edebiyat için ise araç gibi görünse de aslında amaçtır. Eleştiri dünyası, haklı olarak bir romanda neyi anlattığından daha çok nasıl anlattığına bakar. Neyi anlatırsan anlat etkili olabilmesi için iyi anlatman gerekir. ... Devamı

08 03 2014

Toplu Şiirleri Üzerine

Yeni yayımlanan ‘Toplu Şiirleri’ vesilesiyle Hasan Öztoprak’la konuştuk: “Günümüzde ‘güçlü’ bir şiir yazıldığına inanmıyorum.”   Söyleşiyi yapan: Halil Gökhan   -Sevgili Hasan Öztoprak, 12 yıl aradan sonra bütün şiir kitapların bir arada Toplu Şiirleri adıyla yayımlandı. Toplu Şiirleri sizce bir şair için durak mı yoksa nefeslenme mi sayılmalı?   Başka şairler için ne ifade ettiğini bilemem. Benim için daha çok formel ve pratik bir şey, biraz da ihtiyaçtı. Dört şiir kitabımın ve arada ‘Ey Aşkı Anlayanlar’ adıyla yayımlanan ilk üç kitabın bir aradaki baskıları çoktandır tükenmişti. Sahaflardan aranır hale gelince ve böyle bir teklif de olunca, neden olmasın dedim. Toplu basımlara falan, tabii romantik bir anlam yükleyenler de çıkabilir ama bana pek manasız geliyor bu. Ayrıca bir şairin durak ya da nefeslenme gibi bir sorunu olabilir mi? Bence hiçbir şair nefes nefese kalmamalı ve zaten şairler için nefeslenecek bir durak da yoktur.   -Toplu Şiirleri'ne şimdiden bakınca onları nasıl buluyorsun?   İyi ve kötü bir arada… İçlerinde benim için son derece değerli bir an’a işaret eden de var, neden yazdığımı unuttuğum da. Ama şiir zaten neden yazılır? Bunu bilen var mı? Geçenlerde okuduğum, ‘Şiir Nasıl Okunur’ adlı kitapta Terry Eagleton, şiirin “en iyi halinde, insan bilincinin mükemmel biçimde incelikli bir ürünü,” olduğunu söylüyor. (s. 35) Bu gerçekten doğruysa benim şiirlerimin de kendi bilincimin ‘incelikli’ bir ürünü olduğunu pek ala söyleyebiliriz. Bu bize şöyle bir satırbaşı açmamız için de olanak sağlıyor: şiiri kendi yazıldığ... Devamı

01 01 2014

Hasan Öztoprak / Toplu Şiirleri                                               Kitap Adı : Hasan Öztoprak Toplu Şiirleri Yazar : Hasan Öztoprak Yayınevi : Kafekültür Tür : Şiir Fiyat : 12 TL "Retorikten uzak, alabildiğine içten, cesur ve kendine özgü mecazlarla, bilgece ve kimi kez dua cümlelerini andıran sözlerle varoluşa ilişkin sorunlar ve sorularla örülü bir şiir…"       Kitap Hakkında Retorikten uzak, alabildiğine içten, cesur ve kendine özgü mecazlarla, bilgece ve kimi kez dua cümlelerini andıran sözlerle varoluşa ilişkin sorunlar ve sorularla örülü bir şiir… Yer yer Nietzsche ve Rilkenin karamsar dünyalarını anıştıran bir şiir dünyası… -Ataol Behramoğlu- Hasan Öztoprak (…) ömrünün koyaklarından, doruklarından, sıkıntılarından, aşklarından, kavgalarından... süzüyor şiirini ve bunları da getirip önümüze koyuyor bizimle paylaşmak için. Yer yer oldukça karamsar dizelere rastlasak da, onun bu şiirleri, gençlik tedirginliklerini ardında bırakmış, yerine yeni huzursuzluklar edinmiş bir şairin dupduru şiirleridir.  -Gültekin Emre- Hasan Öztoprakın şiirinde yerleşik bir acı var. Acının doğasından ötürü de sözcükleri "sert". Eğer anlatabilirsem şöyle: Sert fakat bir daha da kırılmayacak gibi kırılgan. -Haydar Ergülen- Kan Pınarı bir şair Hasan Öztoprak. -küçük İskender- ... Devamı

06 09 2013

GÖKKUŞAĞI RENKLERİ VE KANKIRMIZI

     Bir gün biri/birileri çıkar bir şey yapar. Yaptığı şeyin nasıl bir etki yaratacağını o an (belki hiçbir zaman) bilmez. O sadece içinden geldiği için yapmıştır bunu: belki doğadan aldığı bir ilhamla ya da ilahi bir hissedişle. Yaptığı şey belki bir dönüm noktasıdır, tarihin köşe taşlarından biridir belki. Kaderi değiştirecek bir adım da olabilir. Bu o an da anlaşılabilir, hiç anlaşılamayabilir de: sessiz sedasız olur biter ama muhakkak iz bırakır ya da büyük gürültüler koparır. Son üç ay içinde Türkiye’de olduğu gibi. Gezi’yi yeniden yazmaya gerek yok. O ‘dipten gelen bir fırtına’ydı. Büyük, olağanüstü bir gürültüydü. Çok büyük izler bıraktığı bugün anlaşılmayabilir. Tarihin sayfaları ise hak ettiği yeri verecektir illaki… Kimileri bu büyük fırtınaların etkisini hafifletmek için içten ve dıştan çalışıp dururlar. İktidar tarafının ve özellikle Başbakan Erdoğan’ın, aradan bunca zaman geçmesine karşın, Gezi hakkında konuşup durması bundan, fırtınanın etkisini hâlâ hissetmesinden! Gezi direnişlerinin hemen ardından -yani, kendiliğinden ve alttan devrimin sonucu ortaya çıkan komün günlerinin ardından etkiyi azaltmak için içerden çalışıldığı da bilinen bir şey. Bazen iyi niyetle başlanan şer’e çıkar… Geçenlerde biri çıktı, İstanbul’un merdivenlerinden birini gökkuşağının renklerine boyadı. İyi de yaptı. Neden yaptığını şu üç kelimelik cümleyle gayet yalın ifade etti: İnsanlar gülümsesin diye. Merdivenlerin boyanması büyük bir etki yaratmadı ama bir etki yarattı. Zaten merdivenleri boyayan da büyük bir etki yaratmak değil, sadece insanlar gülümsesin... Devamı

06 09 2013

12.filmekimi'nden kaçırılmaması gereken 15 film

Bu yıl Filmekimi'nde çok iyi filmler var. İşte kaçırılmaması gereken 15 film... Devamı

14 08 2013

GÜNEŞİN OĞLU

Foça’da bir zamandır, günün değişik saatlerinde, yoldan gelen geçenlerin şaşkın ve meraklı bakışları arasında, onlara hiç aldırmadan, Güneş’e yüzünü dönmüş bazı hareketler yapan bir adam yaşamaya başladı. Muhtemelen evsiz. Kim bilir nereden gelmiş, ne hayatlar yaşamış… Yaptığı hareketler günün farklı saatlerine göre değişiyor. Öğlen ya da ikindi vaktinde ellerini Güneş’e doğru uzatıyor, yavaşça çekerek yüzüne, göğsüne sürüyor. Sanki dersiniz güneş ışıklarıyla vücudunu yıkıyor, kutsuyor da diyebilirsiniz. Güneş batışında, ufuk çizgisinde kaybolana kadar, büyük bir saygıyla ona el sallıyor, öpücükler yollayıp yolcu ediyor. Güneş doğarken görmedim ama hareketlerini tahmin etmek zor değil. Bu tuhaf adam kendine Güneşin Oğlu adını vermiş. Belki de öyledir desem, biliyorum ki benim için de biraz önce Güneşin Oğlu için aklınızdan geçen o bildik yaftayı yapıştıracaksınız: Deli. Ama unutmayın ‘Deliliğe Övgü’ler düzen Erasmus, hayat adamlarıyla sofuların “erişmek istedikleri en yüksek iyiliğin delilik” olduğunu söyler. Delilik, insanlık tarihi boyunca ilgi çekici olmuştur. ‘Akıllılar’ için kimi zaman eğlence, kimi zaman da korku vericidir ve çoğunlukla suçla kıyaslanmıştır; çoğunlukla suçun içinde görülmüş, toplum için zararlı addedilmiştir.  Bu yüzden olmalı, deli kapatılmıştır. Onlar için hapishaneler, özel mekânlar, hastaneler yapılmıştır, her zaman kapısı kapalı, kilitli mekânlar… Ne ki, kapatılmadıkları zamanlar bile toplumdan soyutlanmışlardır. Bu da bir tür başka kapatma. Bazen ‘meczup, kaçık, aklı yitik, tahtası eksi... Devamı

01 08 2013

HASTALIK, RİTÜEL VE BÜYÜ

Hastalık dediğimiz şey nedir ki zaten? Belki hayatın bir alegorisi, zira hastalık hayat denen ‘güzel şeyi’ daha iyi anlamamızı sağlar, ama bir tür tersyüz oluş aynı zamanda… O halde, hâlâ hayat mı? Bir yolu gerisin geri gidersen aynı yoldan mı gitmiş olursun. İyi iken kötü, normalken anormal olmak aynı hayatı yaşıyorsun anlamına gelir mi? Düzgün çalışan kalbinizin bozulması, ciğerlerinizin su koyuvermesi, aklınızın şaşması… Yürürken yürüyememe, görürken görememe, konuşurken konuşamama… Hastalığın hayatın normal akışı için bir engel olduğu açık… Hayatın içinde mi, dışında mı olduğu ise karışık… Hastaysanız nerede olursanız olun, eksiksiniz ve sizi tamamlaması için birine ihtiyaç duyarsınız. Böylece diğer hayatı da eksiltirsiniz, zira hastalık bulaşıcıdır. Bulaşıcı hastalıklardan bahsetmiyorum, hastalığın bizzat kendisinin bulaşıcılığından bahsediyorum. Başkasının hastalığı sizin enerjinizi de alır, size bulaşır. Evde basit bir hastalıktan - basit hastalık var mı? - yatak döşek olan birini düşünün. Bütün ‘ev’ hasta olmuştur. Ev hapşırır, öksürür. Yapılan yemekler hasta yemekleridir. Evin sıcaklığı hastaya göredir. Ev hastadır!   Yaşlılıkla hastalık bir arada cehennemin ta kendisi olmalı ve kaçınılmaz olarak her insan, eğer erken veda etmemişse hayata bu cehennemi tadıyordur. Belki, cehennem insanın kendinde saklı, demek ki doğasında! Zaten hastalık da yaşlılık da doğa dışı değil, doğanın bir parçası. Foucault, “Hastalık doğa karşıtı bir öz değil, o bizzat doğanın kendisidir,” diyor, “fakat tam tersine çevrilmiş bir süreç halinde.”[1] Fiziksel hastalıklarla ruhsal hastalıklar ayrımı yapay bir ayrım bana göre. İnsanın psikolojisinin bozulmasının b&oum... Devamı

01 08 2013

BU YAZI DÖNÜP DOLAŞIP BAŞBAKANA MI ÇATIYOR?

Yeni yazıyı yazmaya başlamıştım ki bir aksilik oldu, Haziranın son günlerinde kendimi İstanbul’da buldum. Mesleki meseleler, annemin hastalığı derken yirmi gündür Ege’den, Foça’dan, evimden, bilgisayarımdan ve yazıdan uzak düştüm. İstanbul benim doğup büyüdüğüm kenttir, yedi yıla yaklaşan ayrılığımdan beri bu kadar uzun süre kalmamıştım İstanbul’da. Yeniden burada olmak, bu havayı solumak, yüzlerce anıyı barındıran sokaklarında dolaşmak güzel. Elbette ayrıldığımdan beri sık sık geliyorum İstanbul’a, her gelişimde de hemen kaçıp geri dönmek istiyorum, daha doğrusu istiyordum. Bu kez öyle olmadı, zaten annem hasta, kalmam gerekiyor ama öyle olmasaydı da kalabilirdim. İstanbul’a yeni bir eda gelmiş, bunun Gezi Direnişi’yle ilgisi var mı bilmiyorum, farklı bir kişiliği, bir duruşu olmuş İstanbul’un. Başbakan’ın “dik duruş” dediği şey mi acaba!? Başbakan demişken, ben İstanbul’a geldiğim sıralarda yaptığı bir konuşmada, Gezi direnişçilerinin taleplerini, “Ne zamandır ayaklar baş oldu,” diyerek yanıtlamıştı. Öncelikle bir hatırlatma da bulunmak lazım Başbakan’a. Kendisi nereden geldiğini unutmasın, daha düne kadar - bazen haklı olarak - partisi üzerinden mazlum edebiyatı yapıyordu. Kendisi ayakların baş olduğunun en iyi örneğidir. Evet, ayaklar baş oldu ama belli ki her iktidar sahibi gibi baş olduktan sonra koktu. Baş olmayı sindiremedi, nereden geldiğini bilemedi, sonunda iktidar hastalığına yenildi. O hastalığın adı otoriterizm. Kitleler yanlış olarak diktatörlük ve faşizm diyor ama abartı görmemekten iyidir. Düşünüyorum da insan olan insan böyle bir cümleyi nasıl ağzına alır? Nasıl bir kibir bir insana bu cümleyi söyletir? Ne tür bir aşağılık kompleksiyle insan, geldiği yeri karalar? “Biz insanı yar... Devamı

01 08 2013

İLETİŞİM VE DİRENİŞ

İnsanoğlunun anlamsız sesler çıkarmasıyla başlayan iletişim serüveni bir yandan konuşmayla doğal seyrini sürdürürken, kültürel bir sıçramayla ikinci bir mecraya, yazıya geçtiğinde kuşkusuz insanlık tarihinin en önemli devrimi gerçekleşmişti. Konuşmak insanoğlunun doğal bir davranışıdır. Yazı ise öyle değil. Yazı için bir akla, bilince, bilgiye ve elbette deneyime ihtiyaç vardır. Tabii sanatsal yazı için bunlar da yetmez, başka bir şey daha, yetenek ve yaratıcılık gerekir. Alman Gutenberg’in bugünkü matbaanın atası sayılan buluşuyla yazının çoğalarak yaygınlaşması, edebiyatın ve bilimin de yaygınlaşmasına ve dolayısıyla özgür düşüncenin doğmasına neden olduğu genel olarak kabul gören bir görüştür. Avrupa’da özgürlük düşüncesinin gelişimi, siyasal reformların ve toplumsal devrimlerin önünü açmıştır hiç şüphe yok ki. İlk Türk matbaasının - İbrahim Müteferrika tarafından - 1727 yılında, yani Avrupa’dan tam 287 yıl gecikmeyle kurulduğunda itirazların yükselmesi bu yüzden olmalı, Gerçi çok daha önceleri iki Sefarad Yahudi’si, Nahmes kardeşlerin 1494’te ve daha sonra Ermenilerle Rumların kurdukları matbaalar var. Ancak bunlar Osmanlıca kitap basmamışlardır. Muhtemelen izin verilmemiştir. Osmalı’daki bu gecikme hem özgür düşüncenin önünü tıkamış hem Osmanlı devleti ve toplumu her açıdan Batı’nın gerisinde kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin de Matbaa ve Matbuatla sıkıntılı bir ilişkisi olduğu biliniyor. TC tarihi boyunca yüzlerce, gazete dergi yasaklanmış, binlerce kitap sakıncalı bulunarak toplatılmıştır. Matbaalar, gazeteler basılıp yerle bir edilmiş, hatta havaya uçurulmuş; gazeteciler, yazarlar öldürü... Devamı

01 08 2013

AHKÂM KESMEK

Yazmak denen şey, aklınıza gelen soruların yanıtsız kalması demektir; başka şekilde söylersek, aslında yazmak yanıtsız sorular sormaktır. Belki bir parça da sorusu sorulmamış yanıtlar vermek… Benim tarzım daha çok sormakla alakalı, yanıt vermekse çoğunca ahkâm kesmektir. Bunun için de insanın kendini yeterli hissetmesinden daha fazlası gerekir. Ben hiçbir konuda kendimi yeterli görmüyorum, yine de zaman zaman size bu köşeden (bu bir çelişki de olsa) ahkâm keseceğim. Hadi hayırlısı… Son yıllarda, internet ortamında, özellikle sosyal medyada pek çok ahkâm kesen türedi. Politikada, ahlaki konularda, felsefede, edebiyatta (Özellikle şiir. Ah! Beni asıl yaralayan bu. İnternet icat olalı beri öyle bir ‘şiir’ yazan türedi ki, bunlar, Kelebek gibi magazin gazetelerinin köşelerindekilere rahmet okutur.) artık herkes her şeyi biliyor, en çetrefil mevzular, kimi ağabeyler ablalar tarafından tak diye çözülüyor. Bunlar benim ilgilendiğim alanlar, eminim sanatın diğer alanlarında, ekonomide, sağlık ve daha pek çok şeyde durum pek farklı değildir. İnternet denince herkes âlim kesiliyor, herkes şair, edebiyatçı, toplum bilimci, filozof, politikacı… Oysa rakamlar ortada. Geçen yıl (2012) Türkiye’de 42 bin 626 çeşit kitap basıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre bu kitapların 14 bin 726'sı edebiyat, 14 bin 542'si toplum bilimleri, 2 bin 826'sı din, 2 bin 867'si tarih ve coğrafya, bin 933'ü psikoloji, 651'i dil ve dil bilimi, 656'sı doğa bilimleri ve matematik, 2 bin 104'ü teknoloji, bin 420'si güzel sanatlar ve 901'i genel konularda yazılan kitaplar. Bütün bu kitapların toplam tirajı ise 480 milyon ki bunların da 187 milyonu ücretsiz dağıtılan ders ... Devamı

18 02 2013

Foça'ya Bahar Geldi / 2013

Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 1
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 2
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 3
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 4
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 5
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 6
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 7
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 8
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 9
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 10
Foçaya Bahar Geldi / 2013 |  görsel 11

içerde haberin var mı taş duvar?  demir kapı, kör pencere,  yastığım, ranzam, zincirim,  uğruna ölümlere gidip geldiğim,  zulamdaki mahzun resim,  haberin var mi?  görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,  karanfil kokuyor cigaram  dağlarına bahar gelmiş memleketimin...  Ahmet Arif... Devamı

14 02 2013

Balat

Balat |  görsel 1
Balat |  görsel 2
Balat |  görsel 3
Balat |  görsel 4
Balat |  görsel 5
Balat |  görsel 6
Balat |  görsel 7

Devamı

12 02 2013

Quentin Tarantino'nun yönettiği film ve TV dizileri

  Django Unchained  / Zincirsiz                                                                             2012                                                                              2009Inglourious Basterds / Soysuzlar Çetesi   2007Death Proof    2007Grindhouse / Dehşet Gezegeni (içinde 'Death Proof')    2005CSI: Crime Scene Investigation (TV dizisi)  – Grave Danger: bölüm 1 (2005) – Grave Danger: bölüm 2 (2005)   2005Sin City (özel misafir yönetmen) / Günah Şehri   2004Jimmy Kimmel Live! (TV dizisi)  – bölüm #3.75 (2004)   2004Kill Bill: Vol. 2    2003Kill Bill: Vol. 1    1997Jackie Brown    1995Four Rooms (içinde 'The Man from Hollywood')    1995ER (TV dizisi)  – Motherhood (1995)   1994Pulp Fiction    1992Reservoir Dogs / Reservuar Köpekleri   1987My Best Friend's Birthday (kısa)    1983Love Birds in Bondage (tamamlanmamış)  ... Devamı

12 02 2013

2012'nin en iyi 12 filmi...

  1. Add to WatchlistDjango Unchained (2012)   8.6/10 With the help of a German bounty hunter, a freed slave sets out to rescue his wife from a brutal Mississippi plantation owner.Dir: Quentin Tarantino With: Jamie Foxx, Christoph Waltz, Leonardo DiCaprioAdventure | Drama | Western165 mins. 2. Add to WatchlistSilver Linings Playbook (2012)   8.1/10 After a stint in a mental institution, former teacher Pat Solitano moves back in with his parents and tries to reconcile with his ex-wife. Things get more challenging when Pat meets Tiffany, a mysterious girl with problems of her own.Dir: David O. Russell With: Bradley Cooper, Jennifer Lawrence, Robert De NiroComedy | Drama | Romance122 mins. 3. Add to WatchlistFlight (2012)   7.4/10 An airline pilot saves a flight from crashing, but an investigation into the malfunctions reveals something troubling.Dir: Robert Zemeckis With: Denzel Washington, Nadine Velazquez, Don CheadleDrama138 mins. 4. Add to WatchlistThe Master (2012)   7.6/10 A Naval veteran arrives home from war unsettled and uncertain of his future - until he is tantalized by The Cause and its charismatic leader.Dir: Paul Thomas Anderson With: Philip Seymour Hoffman, Joaquin Phoenix, Amy AdamsDrama144 mins. 5. Add to WatchlistArgo (2012)   8.0/10 A dramatization of the 1980 joint CIA-Canadian secret operation to extract six fugitive American diplomatic personnel out of revolutionary Iran.Dir: Be... Devamı

07 02 2013

Tüm Zamanların En İyi Western / Kovboy Filmleri

1. Il buono, il brutto, il cattivo. (1966) 9/10 Yön: Sergio Leone Oy: Clint Eastwood, Eli Wallach, Lee Van Cleef 2. Unforgiven (1992) 8.3/10 Yön: Clint Eastwood Oy: Clint Eastwood, Gene Hackman, Morgan Freeman 3. 3:10 to Yuma (2007) 7.8/10 Yön: James Mangold Oy: Russell Crowe, Christian Bale, Ben Foster 4. True Grit (2010) 7.8/10 Yön: Ethan Coen, Joel Coen Oy: Jeff Bridges, Matt Damon, Hailee Steinfeld 5. Back to the Future Part III (1990) 7.3/10 Yön: Robert Zemeckis Oy: Michael J. Fox, Christopher Lloyd, Mary Steenburgen 6. Django Unchained (2012) 8.7/10 Yön: Quentin Tarantino Oy: Jamie Foxx,... ...Kaynak : hasanoztoprak.blogcu.com Devamı

29 01 2013

Foça'dan kareler

Foçadan kareler |  görsel 1
Foçadan kareler |  görsel 2
Foçadan kareler |  görsel 3
Foçadan kareler |  görsel 4
Foçadan kareler |  görsel 5
Foçadan kareler |  görsel 6
Foçadan kareler |  görsel 7
Foçadan kareler |  görsel 8

Foto: Hasan Öztoprak Devamı

29 01 2013

Joash- I Have a Feeling(Jovis Productions) HD

Directed by Onur Öztoprak  Devamı

29 01 2013

Ara Dinkjian- The Long Goodbye

Ara Dinkyan'dan müthiş bir performans... Devamı